WINETALKS #1

In Şarap, Tadım by Keyif Adamı0 Comments

Uzun zamandır viski ve bira tadımları yapmak şarabı biraz geri plana itti. Konu şaraba gelince dikkatli ve yeni bir etkinlik yapma gereği duyuyordum. Bir şarap alırken veya sipariş verirken, Türk insanı olarak birçok konuda yaptığımız gibi markayı ön planda tutup yeni ve bilinmeyeni elimizin tersiyle itiyoruz.

WineTalks tam olarak bu noktada doğdu. Şaraplarda marka bağlılığını, ön yargıları törpülemek, bilmediğimiz şaraplardan zevk almak ve ince noktalarını öne çıkarmak için bir grup şarapseverle ayda bir veya iki kez toplanıp kör tadım yapmak aklıma gelen bir fikir oldu. Geçtiğimiz Cumartesi de WineTalks’un ilk etkinliğini artık neredeyse resmi tadım mekanı haline gelen Corinne Hotel’in tadım odasında gerçekleştirdik. My Beautiful Cook Book sitesinden tanıdığımız sevgili Sercan Karabulut’un harika fotoğrafıyla tadım odamızı bir daha görmek isteyebilirsiniz.

WineTalks’a özel olarak sevgili Mehmet Can Gümüş’ün tasarladığı tadım matları da bir sanat eseri gibi cidden. Baktıkça güzelleşiyor.

WineTalks’un kuralları oldukça basit aslında. Her tadımda Türkiye’de üretilmiş 8 şarap seçip hepsini bir çantaya koyuyorum etiketi ve şişesi belli olmayacak şekilde. Sonra sırasıyla uzun bir masa etrafında her şarap için tek tek yorumlar yapıyoruz, tadım notlarını alıyoruz. Üretici, üzüm tahminleri yapılıyor ve acımasız(!) eleştiriler yapılıyor. Amacımız hem bizim bu şarapları tanımamız hem de biraz da olsun bizi takip eden kitleye tanıtmak ve üreticiye de samimi bir şekilde şarapları hakkında yorumlarımızı iletmek. Az sonra yazacağım yorumların hepsi etkinliğe katılanların yorumlarının bir derlemesidir.

Özellikle belirtmek isterim ki en iyi yorumu yapabilmek için her şarabın sıcaklığı servisinden önce ölçüldü ve ideal koşullarda servis edildi. Aynı şekilde tadımdan önce kırmızı şarapların hepsi ayrı ayrı karafa döküldü ve havalanması sağlandı.

İlk haftamızda 8 şarap seçildi ve içki çantalarında numaralandırılıp yerlerini aldılar.

WineTalks iki roze şarapla başladı. Normalde tadım sırasında markaları söylemiyorum ancak yazılarımda direk belirtmek durumundayım. İlk roze şarabımız Barel Vineyards’ın ürettiği Kalecik Cabernet Sauvignon ve Syrah üzümleriyle üretilen Trakya Yöresinden Barel Rose. Barel şato tarzı üretim yapan yerlerden birisi. Yani bağdan toplanan üzümler hemen bağın arkasında bulunan üretimhanede şaraba dönüştürülüyor.

Berrak bir pembe rengiyle karşıladı bizi bu şarap. Havanın da tam bir roze gününü yansıtan sıcaklığı sayesinde heyecanımız iyice arttı.

Burunda  pamuk şekeri, bolca çilek ve frambuaz, kırmızı orman meyveleriyle beraber arka planda biraz şeftali aromaları geliyor.

Damakta hafif limon ve narenciye tatları bulunmakta. Bunun yanında geçkin meyve tatları da yer almakta Kolay ve yumuşak içimli bu şarabın bitişi ise orta uzunlukta. Yeni şişelenmiş bir şarap olmasına rağmen daha çok bir yaşından büyük bir şarap havası vardı tadımında. Çok canlı bir şarap olmadığını söyleyebilirim. Sanıyoruz ki bekleme şartları bu şarabın gerçek roze kimliğini göstermesine engel olmuş.

Uzun süre beklemeden ve heyecandan sonra serin olarak tükettiğimiz bu roze damağımızı uyandırdı. Katılımcılarımızdan Selçuk Bey ismini bilmediği bir şarabı dikkatle inceliyor.

İkinci şarabımız ise Chateau Nuzun’un ürettiği rozeydi. Rengi kırmızıya daha yakın olan bu roze, berrak görünümüyle ‘Hadi beni tatsana’ dercesine davetkardı. Burunda gelen ilk yorum ‘kan portakalı’ oldu. Bunun yanında çiilek, nar, ve lohusa şekeri gibi ilginç kokular da katılımcılar tarafından söylendi. Damakta oldukça gövdeli olan bu şarap uzun tarçın notalı bitişiyle de göz doldurdu.

Bir roze için kuvvetli olan bu şarap aperatif değil de somonla bile içilebilir. 4 üzümün verdiği etkiyle oldukça kompleks bir karakter sunan bu şarabı roze severlerin denemesini öneririm.

Chateau Nuzun’a bugün çok değineceğim. Chateau Nuzun, Necdet ve Nazan Uzun’un Amerika macerasından sonra Türkiye’ye gelip Çeşmeli’de şarap işine girişmesiyle ortaya çıkan muazzam bir bağ. Minimalist ve düşük verimle bir şato üretimi prensibini uygun gören CN üretimin her aşamasına büyük emek veriyor. İlk şarabını 2008′de elde eden bir bağ olduğunu düşünürsek kısa zamanda çok kaliteli işler yaptıklarını söylemek mümkün. İstanbul’a çok yakın olan bağlarını ziyaret etmek gerekiyor.

Üçüncü şarabımızla kırmızı şaraplara geçiş yaptık. 3 numarada Bozcaada’dan bir şarap vardı. Kadehlere döküen ilk damladan sonra katılımcılardan “Acaba sıra mı karıştı?” şeklinde sözler çıkmaya başlamıştı. Çünkü kadehteki kokular bir rozeden sonra olmaması gerektiği kadar koyu ve kuvvetli bir şarabı yansıtıyordu. Şarapların ne olduğunu bilen tek kişi olarak ben de çok şaşırdım açıkçası. Bir Cabernet Sauvignon olduğunu bildiğim bu şarap burunda oldukça güçlü ve kaba bir karakterdeydi. Koyu yakut rengindeki şarabımız baharat, böğürtlen reçeli, karanfil, baharat ve erik aromalarını çok güçlü bir şekilde salıyordu. 2011 rekoltesi şarabın yaklaşık 1 saat havalanmasına rağmen bu denli sert bir karakterde olması yeterince şaşırtmışken damakta tam tersi bir şekilde ferah, asiditesi yüksek bir şarapla karşılaşmak hepimizi ters köşeye yatırdı. Tanımlamakta güçlük çektiğimiz bir kokuyu arkadaşlarımızdan birisi yeni pişmiş lahana olarak adlandırdı ve damakta koyu meyvelerin arkasından geldiğini iletti. Haksız sayılmazdı, çünkü cidden benziyordu. Orta uzunluktaki baharatlı bitişiyle hoşumuza giden bir şarap oldu Amadeus’un  2011 rekoltesi Cabernet Sauvignon’u.

Amadeus’un hikayesini kendileri şu şekilde tanımlamış. “

Avusturyalı besteci Wolfgang Amadeus Mozart’ın ‘Saraydan Kız Kaçırma’ Operası’nda gerçekleşenler bu defa tersine döndü ve bir Avusturyalı aile tam bir Bozcaada tutsağı haline dönüştü!!” Avusturyalı Hermann Gareis’in kurduğu Amadeus ilginç şaraplarıyla ilerleyen tadımlarımızda da karşımıza çıkacak. Özellikle Zinfandel çok merak edilmeye başlandı. Amadeus’un kendi şarapları için oluşturduğu bir grafik var. Şaraplarının karakterlerini daha iyi yansıttığı bu grafikleri açıkçası mühendislikten veya PES’ten alıştığım için seviyorum sanırım.

Dördüncü şarabımız olarak yine Trakya Bölgesi’nden 2011 rekoltesi Cabernet Sauvignon yer aldı. Kadehe konulduğu andan itibaren parfümsü kokusuyla öne çıkan bu şarap sürprize çok açık bir şarap olarak kendini gösterdi bir anda. Burunda floral, menekşe, kırmızı meyve, frenk üzümü, tütün, vanilya kokularıyla uzun bir süre meşgul olduk ve yüzlerimizde oluşan şaşkınlığı gizleyemedik açıkçası. Damağa uzun bir süre geçemedik kokunun inanılmaz güzelliğinden. Damakta oldukça rafine tanenler, dolgun ve etli bir yapıda bir şarap. Zengin bir karakteri var. Damaktan geçişi çok yumuşak değil ama bu kadar zenginlikte bir monosepaj bulmak kolay değil. “Restoranım olsa alırdım!”, “Çok atipik bir Cabernet” yorumlarını alan bu şarap da Chateau Nuzun üretimi bir Cabernet Sauvignon. Gecenin önde gelen şaraplarından olan bu şarap için kupaj olduğuna dair tahminler yoğunluktaydı tadım sırasında ama ciddi anlamda bir süpriz oldu.

Beşinci şarabımız koyu yakut renginde, disk kenarında rengi biraz daha kızıla çalan bir kırmızıydı. Burunda oldukça parfümsü, çiçeksi, baharat, okaliptus ve vanilya kokuları ile bezenmiş bir şarap. Vanilya kokuları bir süre meşede bekletildiğine işaret tabii ki. Damaktada kadifemsi bir akıcılığa sahip, kırmızı meyvelerin, meşeden gelen odunsu tatların buluştuğu bir şarap. Burundaki performansı damaktan biraz daha iyi aslında. Ancak daha damağa ilk damlası geldiği andan itibaren ‘Kaliteli’ bir şarap olduğunu söyleyebiliyoruz. Zengin karakterli bu şarbın ise orta uzun ve baharatlı bir bitişi var. Tahminler bu şarap için yapılamadı. Kararsız kalındı. Ancak şişe ortaya çıkınca şaşkınlık iyice büyüdü. Şarabımız 2010 rekoltesi bir Cabernet Sauvignon’du ve üretici yine Chateau Nuzun’du. Bir yıldaki değişimin inanılmaz gelişimi ve değişimi bizi aydınlattı diyebiliriz. Oldukça kompleks bir şarabı bulup denemenizi öneririm.

Altıncı şarabımız ise mor röfleli, kırmızı meyve, baharat ve tarçın kokularına sahip yine de burunda çok canlı olmayan bir kırmızı şarap. Damakta yine kırmızı meyvelerin yoğunluğunda rahatsız edici olmayan tanenlerin yoğunluğunda geçiyor. Fiyatının 20-30 TL bandında olduğunu düşünürsek oldukça abartısız yapılmış günlük içimde keyif verebilecek bir şarap. Bir katılımcımızın salatayla tüketilmesi önerisi oldukça güzel bir not oldu.

Bu şarabımız ise Barel Vineyards’ın Syrah (şiraz) üzümüyle ürettiği şaraptı. Karaevli’deki bağlardan çıkan bu şaraplar özellikle fiyat-kalite dengesiyle ilgi çekebilir.

Sona yaklaşırken tabii ki katılımcıların haberi olmadan bir syrah daha deniyoruz. Koyu mor rengine sahip bu şarap ise burunda oldukça sofistike. Mürdüm eriği, meşe, meyan kökü, siyah meyveler, pestil ve dut gibi kokuları bir arada barındıran bu syrah damakta da güçlü tanenleri, zengin yapısı ile ferahlatıcı bir deneyim sunuyor. Çok kolay bir şekilde 3 yıl daha yıllanabilir ve daha büyük bir zevk sunabilecek kendini şişede geliştirecek bir şarap olduğ kanaatindeyiz. Damakta vişne, mahlep, karanfil, baharatsı tatlar aldığımız bu şarabın bitişi de orta uzun.

Chateau Nuzun’un 2011 rekoltesi Syrah şarabı oldukça kaliteli ve güzel bir deneyim yaşattı.

Günün son şarabı ise yine tartışmalar yer açan. Sohbetlerimiz sırasında türüne karar veremediğimiz şaraplardan biri oldu. Damakta napolyon kirazı, josephine erik, vanilya, siyah meyveleri baharat kokularının yanı sıra tütün, çikolata ve topraksı notalar bizi adeta koku festivaline götürdü. Yine siyah meyvelerin kırmızı orman meyveleriyle dans ettiği bir şaraba denk geliyoruz. Vanilyada bu dansa katılıyor ve çok başarılı bir damak ortaya çıkıyor. Şarabımız Chateau Nuzun’un ürettiği 4′lü bir kupaj. Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah ve Pinot Noir üzümlerinin bir araya geldiği bu şarabın aldığı bir yorum çok hoşumuza gitti. Chateau Nuzun’un 2011 blendi olan bu şarap yüksek puanlar alan ve oldukça hoşumuza giden, bayıla bayıla tattığımız bir şarap oldu

“Colombia kahve gibi, herkesin seveceği bir şarap!”

İlk tadımımızda Chateau Nuzun’dan 5, Barel’den 2 ve Amadeus’tan 1 şarap tattık. İlerleyen tadımlarda bazen tek bir üreticinin bazense bu tadımda olduğu gibi birden çok üreticinin üzümlerini deneyeceğiz.

Tadımdan sonra otele gelen bazı İsveç’li misafirlerin ilgisini de çekti tadım odamız ve birkaç şarabı tatmak istediler. 2-3 farklı şarap tattıktan sonra ‘Bunları hemen bulma şansımız var mı acaba? Türklerin böyle şaraplar yapabildiğini bilmiyorduk’ dediler. Açıkçası biz de çok iyi bilmiyoruz ve bu da WineTalks ile başladığımız serinin yararlı olacağını düşündürüyor bana.

İlk WineTalks etkinliğini gerçekleştirmek yorucu ama oldukça güzeldi. Bundan sonraki WineTalks tadımlarını sosyal medya kanallarım üzerinden yayınlayacağım. Kısıtlı bir kontenjan olacak ama yeni katılımcılara her zaman yer vermek istiyorum. Şarap paylaştıkça daha güzel!!!

Yorum yazın