Bira ve Viski Turu – Bölüm 1 – Brüksel

In Bira, Gezi, Viski by Keyif Adamı6 Comments

Bu yazı 2 yazılık Bira ve Viski Turu serisinin 1 numaralı yazısıdır

Yaz tatilinin ilk  bölümünü eşimle Brüksel ve Amsterdam merkezli bir ziyarete ayırmak istedik. Türkiye’de havalar ısınırken soğuk ve yağışlı Avrupa iklimine gitmek ne kadar mantıklıydı bu tartışılabilir tabii ki. Bu yazıda bolca bira viski ve mekan örnekleri bulacaksınız. Yolculuğa çıkmadan önce Bira Atölyesi‘nden Server’in hazırladığı ve biraseverlerin incili haline gelmiş ‘Belçika Bira Turu Rehberi‘ni cebimize attık.

Turda birçok yere gittik ancak ben yaptığım farklı ziyaretleri ve biraları anlatacağım genellikle. En sonda da birkaç turistik fotoğraf koyabilirim tabii ki 🙂

1.Gün – Brüksel

Brüksel merkez istasyonuna geldiğimizde sevgili dostum Ludovic bizi karşıladı. 2009 yılında beni Belçika biralarıyla buluşturan kişi olarak hayatımda büyük bir yeri var kendisinin tahmin edebileceğiniz üzere. Bilmediğim durumsa kendisinin biri barmen olan iki kuzeni ile beraber yaşadığıydı. Bu da hikayemizin bir sonraki bölümünde önemli bir rol oynuyor.

Günün planı hemen dışarı çıkıp Delirium senin Cantillon benim dağıtmakken, Ludo’nun kuzeninin Malting Pot’tan getirdiği 60 şişe birayla kendimizi tadım masasında bulduk. Keyif Adamı’nın ismi biraz önden gitmiş olacak ki oldukça hazırlıklı bir ekibe denk geldim. Gezi boyunca tattığım 100’ün üzerinde birayı yazma şansım bulunmadığı için en beğendiklerimi size yazacağım.

Kris gelene kadar biz bu 6 şişe ile tadımımıza başladık.  Solda gördüğününz Ginette organik bir meyve birası. Çilek ve gül yoğunluklu bir aroma tufanına sahip bira bir şişeden sonra baygınlık verebilir. Taras Boulba “Hoppy Ale” olarak geçmesine rağmen ben malt tatlarını ve aromalarını daha baskın buldum. ‘Jambe De Bois’ ise beyaz çiçeklerin ve şerbetçiotunun hakimiyeti altında olan bir Tripel tipi bira. Saison Dupont’u normalde ilkbaharı çağrıştıran çiçeksi, meyvemsi bira olarak adlandırırım ama ‘Biyolojik’ olarak adlandırdıkları bu biraları ne yazık ki o kadar da çağrışım yaptıramadı.



Bu altılının en dikkat çekenleri Brusselair isimli siyah IPA ve tabii ki bir lambic olan Lindemans Faro. Brusselair düşük gövdesine rağmen çikolata kahve ve şerbetçiotu aromalarını harika sunuyor. Lindemans Faro da candy sugar ile yapılmasının sonucu olarak tatlımsı fakan Belçika mayasıyla harika bir birleşim oluşturan bir bira. Kiraz tadı ise damağınızın dört bir yanına dağılıyor.

Bu dakikadan sonra işler çok karıştı. Fransa’dan La Brasserie Du Mont Saleve’in 14 birasını dikey tadımla tattık. Alman buğday birasından blonde’a, isli IPA’dan siyah IPA’ya kadar birçok çeşidi var bu biraevinin.

Mademoiselle Barbe Rouge IPA, Fransız bir şerbetçiotu olan Barbe Rouge ile yapılmış. Portakal tadı ve aromaları adeta her yerde. Bitişinde badem, fındık gibi izler var. Oldukça dengesiz ama heyecan verici bir bira.
Equinox 8 ise tropik meyve aromaları taşıyan bir bira. Damağı kremamsı ve kayısı, greyfurt tatlarını yüksek asiditeyle alabiliyorsunuz. Denenmesi gereken biralardan.
Berliner Weisse de mineralimsi ve ekşi damağa sahip olan hatta salamura tat notu aldığım biralardan. İlginç ve uçta bir bira.

Akşam saatleri gelince açlığın ve bol biranın verdiği etkiyle kendimizi geleneksel Belçika mutfağını tanımak için “Kom Bij Ma!” isimli mekana attık. Geleneksel Belçika yemeklerinde beklediğimiz gibi bolca bira vardı. Bira soslu ördek, birada bekletilmiş biftek ve nicesi. Ben birada dinlendirilmiş tavşan yahnisi tercih ettim. Yanında da Omer isimli, isminden dolayı Türkiye’de satılmayan Belçika’nın ünlü blond birasını içtim.

Yahni biraz fazla ağır olunca Omer damağı çok güzel temizlemeye yetişti. Omer’den sonra bir Trappist birası olan Orval’i özlediğimi fark edip hemen sipariş ettim. Bir Trappist birasının nasıl olması gerektiğine güzel örneklerden biri Orval. Damaktaki yeşil elma ve maya tatları harika. Yemeği de Lindemans Pecheresse isimli lambic tipi meyve birasıyla sonlandırıyoruz. Tatlının yanında kayısı ve tropik meyve aormalarıyla hafif ama güzel bir eşlik sundu ve ağzımızdaki sivri tatları süpürdü.

0
BİRA
0
Viski
0
Kokteyl

2.Gün – Brüksel

İkinci gün ilk gecenin son birasından kalan tatla uyandım damağımda. Duvel Triple Hop her yıl normalde iki çeşit olan şerbetçiotu (hop) çeşidinin üçe çıktığı bir bira. Bu yılda equniox şerbetçiotu kullanılmış ve ortaya parfümümsü, çimensi aromaların arttığı ve kolay içimli bir bira çıkmış. Duvel’in bu denemeleri cidden takdire şayan.

Bugünün programında ise sevgili Beerader ve eşi ile buluşup Geuze ve Lambic biralarına saldırmak var. Önce Brüksel’in yaklaşık 1 saat (Belçika araba hızıyla) dışında bir kasabaya gittik. Küçük bir kasaba olan Lennik’te bir kilisenin karşısında yer alan ve sadece Pazar ve Kilise Günleri’nde sabah 10 öğlen 1.30 arası açık olan butik bir bara yani De Grote Dorst (Büyük Susuzluk)’a geldik.

1840’tan bu yana devam eden geleneği sürdüren bar, Flanders bölgesinin geleneklerini hem kültürel hem de mimari olarak koruyor. Biraların sözünü bile etmiyorum.

De Grote Dorst’ta bizi çok özel Lambic ve Geuze biralar bekliyordu. Barda yıllanmış biralar bulmak da çok olası. Fiyatları ise cidden uygun. Biz de tercihlerimizi Cantillon, Framboise Girardin, Pannepot Reserva 2010, Cantillon Lou Pepe 2007 ve Eylenbosch 1988’den yana kullandık. 

Cantillon Lou Pepe 2007, Pannepot Reserva 2010  ve Eylenbosch 1988 uzun zamandır yaşamadığım lezzet patlamasını yaşattı. Eylenbosch’un meşe aromaları, damaktaki topraksı izleri ve narenciye tonları inanılmazdı. Cantillon Lou Pepe ise meyve ve ekşiliğin kesiştiği inanılmaz noktada. Oldukça canlı ve vişne ile harika bir damak yarattı. Pannepot Reserva ise neredeyse çikolata yedik diyebileceğim bir yoğunluktaydı. Meşe ve meyvemsi aromaların üstünü kaplayan koyu bir çikolata tadı. Aman Tanrım!!

Güne Beersel’in ünlü biraevi 3 Fonteinen ile devam ediyoruz. Aynı zamanda geleneksel bir Belçika restoranı olan 3 Fonteinen, ekşi ve lambic biraları ile dikkat çekiyor. De Grote Dorst’ta ‘overdose’ olan bize standart ekşi birası oldukça ferahlatıcı geldi. 1953’te açılan biraevi 60 yılı aşkın süredir popülerliğini devam ettiriyor. ‘Özel’ biralarına alışmak biraz süre istese de sonra müptelası oluyorsunuz.

 

2.gün Brüksel’e dönmemizle devam etti. Delirium’a gitmeden ısındığımız bu bölümde ilk olarak BrewDog Konnichiwa Kitsune’yi tattık. 3 farklı şerbetçiotu ile yapılan bu Imperial IPA, greyfurt, kan portakalı aromalarını sunuyor. Damakta karamel, mandalina ve malt tatlarına uzun bir bitiş eşlik ediyor.

Bundan hemen sonra bir American Pale Ale olan De Molen’in Pale Ale Citra isimli birasını tattık. Baskın bir narenciye aromasını fındıksı tatlar izliyor. Damak sonu ve bitiş ise tropikal aromalarla tatlımsı bir final yaratıyor. Flying Dog’un Snake Dog IPA’i ise 5 farklı şerbetçiotunun etkisiyle floral, çimensi, narenciye aromalarını kompleks bir şekilde veriyor. 60 IBU ile bitterness seviyesi yüksek bir bira.

Sonraki adımda Troubadour’un Magma Special Edition Galaxy isimli birasını denedik. Portakal ve lime aromalarını kremamsı bir damak takip ediyor. Damağın sonuna doğru toffee ve şekerleme tatlarını alabiliyorsunuz. Bitişi ise biraz kısa tatlı. Son bira olarak da De Molen’in Rook & Vuur isimli birasını tattık. Burunda is, kömür, kahve ve çikolata. Damakta ‘chilli pepper’ olarak adlandırdığımız acı biber mevcut. Başka bir yazıda ayrıca değineceğim bu bira De Molen’in en fantastik biralarından biri.

Delırıum Bar

Bu biralardan sonra ufak bir Brüksel turu ve Delirium ziyareti yaptık. Delirium bir bira cenneti. Guinness Rekorlar Kitabı’na “Dünyadaki En Fazla Çeşit Birayı Bulundurma” ünvanı ile geçti. Birkaç katı bulunan işletme Grand Bazaar’ın oldukça yakınında. Menü ansiklopedi ebatında olunac seçmek zor oluyor. Hem şişe ile, hem de musluktan taze bir şekilde binlerce bira seçeneğiniz var. Turistik olmasına rağmen fiyatlar da o kada abartı değil. Tabii ki marketlerde daha uygun fiyatlı biralar bulabilirsiniz ama Delirium da yaşanması gereken bir lokasyon.

3. Gün – Brugge&Brüksel

Üçüncü güne yağmur ve şişik bir boğazla uyandım. Çok zor bir gün bizi bekliyordu. Sabah yağmur ve boğazımın da verdiği etkiyle Bruichladdich’in Port Charlotte isimli Islay bölgesinden single malt viskisini yudumladım. Viskinin bu durumlarda antiseptik görevi olduğunu belirtmeliyim. Brüksel’de gezemediğimiz yerleri Erasmus’ta tanıştığım bir arkadaşımın vasıtasıyla hızlıca gezdikten sonra Brugge’u ziyaret etmek üzere yol aldık. Hastalığıma rağmen masallar şehri demem lazım herkes gibi. Gökkuşağı, yağmur, aniden açan güneşin de bu konuda etkisi olduğunu söyleyebilirim. İki gün kalmak, yemek ve içmek için güzel bir şehir.

Biz şehir merkezindeki bir restorana girip geleneksel midye yemeği ve bira tercih ettik. Tongerlo bira, geçtiğimiz yıl “En İyi Bira” ödülünü aldı demelerine rağmen orta alkollü, deniz ürünlerinin yanında gidecek bir blond olmanın dışına çok geçemiyor. Damak temizleme konusunda oldukça yetenekli olduğunu söyleyebilirim. Midye ise olağan üstüydü. Yüksek alkollü birada acı soslarla hazırlanan midyeyi yemesi hem çok zevkli hem de yorucu. Geçen vakitte karnınızın tıka basa doyduğunu hissetmeniz normal. Mathilde’de aldığımız sıcak çikolatalar ise çok ilginçti. Ben geleneği bozmayıp romlu bitter çikolatalı aldım ve tadı memnun ediciydi.

Yağışlı bir Brugge gününden sonra hasta olmamın da etkisiyle Brüksel’e hızlı bir dönüş yapıyoruz. Akşamsa önce Bonne Fois isimli ufak ve sevimli bir bara uğruyoruz. Canlı müziğin de bulunduğu bu bar hem fiyatlarıyla, hem de menüsüyle tatmin edici. Uğramanızı tavsiye ettiğim yerlerden biri.



Son gecemizde oldukça keyifli bir sohbet ortamı ve Kris ve Sophie’nin beni iyileştirmek üzere kullandığı infüze romlar sahnedeydi. Biberli rom hayat kurtarıcı oldu. En azından artık Amsterdam’a giden yolda biraz daha sağlıklıydım 🙂


Ben arkadaşımda kaldığım için otel yorumu yapamayacağım ama merkeze yakın kalmaya çalışın. Zaten çok büyük bir yer değil ve ulaşım kolay. Tren istasyonunun yanında içki alabileceğiniz birçok market de bulunmakta.
  • Malting Pot.
    Rue Scarron 50, 1050
  • Malt Attack.
    Avenue Jean Volders 18, 1060 Saint-Gilles
  • De Biertempel
    Grasmarkt 56b, 1000
Cevap: Her yerde!!

Öneri:

  • Delirium‘a bir gidin. Hevesiniz geçsin 🙂
  • A La Mort Subite. 
    Rue Montagne aux Herbes Potagères 7
  • Moeder Lambic Fontainas
    Fontainasplein 8
  • De Grote Dorst
  • 3 Fonteinen
Beerader’le içtiğimiz geuze ve lambicler sıra dışıydı. Onların dışında Saleve markasının Equinox 8’i, Mademoiselle Barbe Rouge IPA, De Dochter Finesse inanılmazdı.

BU YOLCULUK HARİKAYMIŞ 🙂

Series NavigationBira ve Viski Turu – Bölüm 2 – Amsterdam >>

Comments

  1. Dostum,
    Müthiş bir kaynak eser.

    Girişteki nazik değinmen için de ayrıca teşekkürler.. Bir solukta okudum, çok kıskandım..
    Devamını bekliyoruz.

  2. Pingback: Belçikalı Efsane Türkiye'de :) DUVEL - Keyif Adamı

  3. Pingback: Bira ve Viski Turu - Bölüm 2 - Amsterdam - Keyif Adamı

  4. Pingback: ROOK & VUUR - ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ - Keyif Adamı

  5. Pingback: 2015'in En İyi Biraları - Keyif Adamı

  6. Pingback: Bira Tadım Geceleri 8 - IPA Gecesi - Keyif Adamı

Yorum yazın